A Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

A Harfi ile Başlayan Deyimler

ABA ALTINDAN DEĞNEK (Sopa) GÖSTERMEK: Yumuşak görünerek karşısındakini üstü kapalı olarak korkutmak.

ABACI, KEBECİ: (YA) SEN NECİ? Bu iş seni ilgilendirmez. Sen ne karışıyorsun? (Ukalalık).

ABANOZ GİBİ: Koyu siyah, simsiyah.

ABBAS YOLCU: 1) Yola çıkıyorum. 2) Ölümün eşiğinde.

ABESLE İŞTİGAL ETMEK: Boş, anlamsız, değersiz işlerle vakit geçirmek. (Başıboşluk)

ABIHAYAT İÇMİŞ: Yaşlı ama dinç ve güçlü.

ABUK SABUK KONUŞMAK: Dengesiz, birbirini tutmayan, anlam bağıntısı kopuk sözler söylemek. (Dengesiz konuşma)

ABUR CUBUR: Besin değeri gözetilmeden rasgele yenilen öteberi. (Oburluk)

ACELEYE GELMEK: Özen gösterilmeden, çabuk iş yapılması. (Özensizlik).

ACELEYE GETİRMEK, (DARA GETİRMEK): 1) işi çabuk çabuk yapmak, 2) işi gereken özenle yapmamak, 3) Birini işi bir an önce yapması için sıkıştırmak (Acelecilik).

ACEMİ ÇAYLAK: Beceriksiz, toy. (Tecrübesizlik).

ACEMİ ÖĞRETMEYE VAKTİM YOK: Yetersiz kimselerle tartışmaya girişemem.

ACISI İÇİNE (yüreğine) ÇÖKMEK (İşlemek): Herhangi bir olayda derin üzüntü duymak. (Aşırı üzüntü).

ACISINI ÇEKMEK: Herhangi bir işin ya da durumun getirdiği üzüntüyü yaşamak.

ACISINI ÇIKARMAK: 1) Zararını karşılayacak bir iş yapmak, 2) Öç almak.

ACI SOĞUK: Kişiyi donduran, yüzü bıçak gibi kesen soğuk.

ACİZ KALMAK: Yetersiz kalmak, başaramamak. (Başarısızlık).

AÇIĞA ÇIKARILMAK: Görevinden ayrılma zorunda bırakılmak.

AÇIĞI ÇIKMAK: Sorumlu olduğu para ya da eşyanın, sayım sonunda eksik olduğu anlaşılmak. (İşinde titiz olmamak).

AÇIK ALINLA: Temiz ve suçsuz olarak. (Çıktık açık alınla on yılda her savaştan — Onuncu Yıl Marşı.)

AÇIK BONO VERMEK: Bir kimseye dilediği gibi hareket etme yetkisi tanımak (güven).

AÇIK DÜŞMEK: Yağlı güreşte pehlivanlardan birinin kıçüstü düşmesi (Açık düşen yenik sayılır.)

AÇIK FİKİRLİ: Her yeniliği kolayca kabullenen. (aydın kişi)

AÇIK KAPI BIRAKMAK: Karşısındakine herhangi bir konu üzerinde daha uygun davranışta bulunma olanağı vermek.

AÇIK KONUŞMAK: 1) Kolayca anlaşılır bir dille söylemek, 2) Çekinmeden söylemek.

AÇIKTA KALMAK: 1) işsiz kalmak, 2) Barındığı yeri yitirmek

AÇIK VERMEK: 1) Gelirin giderden daha az olduğu durumda kalmak, 2) Boş bulunup başkalarının sitem, saka ve takılmalarına yol açacak durumlar yaratmak.

AÇIK YÜREKLE KONUŞMAK: Gerçeği olduğu gibi ortaya koymak.

AÇIK YÜREKLİ (kalpli): İçi dışı bir, dürüst (kişi).

AÇILIŞ TÖRENİ: Yeni bir kurumun işletmeye açılması dolayısıyla yapılan özel toplantı.

AÇLIKTAN NEFESİ KOKMAK: Uzun süreden beri aç kaldığı çevredekiler tarafından anlaşılır olmak (açlık).

AÇSUSUZ KALMAK: Yiyecek ve içecek bulamaz duruma düşmek, çok yoksul olmak. (yoksulluk).

ADAMDAN SAYMAK (Adam yerine koymak): Bir kimseye insan olarak değer vermek. (insanlık).

ADAM ETMEK: 1) Kişiyi topluma yararlı duruma getirmek (Eğitim), 2) Bozuk bir şeyi onarıp işe yarar duruma getirmek (onarım).

ADAM EVLADI: İyi ailenin, iyi eğitilmiş çocuğu. (Eğitim).

ADAM İÇİNE ÇIKMAK: Önemli kişiler arasında bulunmak. (Kendini gösterebilme).

ADAMINA GÖRE: Kişinin eğitim, davranış ve durumuna uygun olarak.

ADAM OLMAK: 1) Topluma yararlı duruma gelmek. 2) Bozuk bir şeyin onarılıp işe yarar duruma gelmesi.

ADAM (insan) SARRRAFI: İnsanın iyisini, kötüsünü seçebilen, insandan anlayan. (seçme yetisi)

ADAM SENDECE: Aldırmayan, önem vermeyen, (vurdumduymazlık).

ADET YERİNE BULSUN DİYE: Gerektiğinden değil, herkes öyle davrandığı için.

ADI BATASICA: (Unutulsun, adı anılmaz olsun.) anlamında İlenç.

ADI BATMAK: Adi sanı unutulmuş olmak.

ADI KARIŞMAK: (Bir işe) o işle ilgisi olduğu söylenmek (ilgi).

ADIM ATMAMAK; (Bir yere) kesinlikle gitmemek, (kesinlik).

ADINI KOYMAK: 1) Fiyatını, değerini belirlemek, 2) Bir işin karşılığını kararlaştırmak (belirleme).

ADINI VERMEK (birinin): Biri tarafından gönderildiğini başvurduğu kimseye bildirmek.

AGOBUN KAZI GİBİ YUTMAK: 1) Hileli işlere hemen inanıp kanmak, 2) Önüne konan her yemeği çabuk yemek

AĞIR ADAM: 1) Ağırbaşlı, olgun 2) Hareketlerinde yavaş olan,

AĞIR BASMAK: Gücünü kullanarak üstün gelmek. (güçlülük).

AĞIRBAŞLI: Hareketleri dengeli, ölçülü, ciddi. (ciddiyet).

AĞIRDAN ALMAK (ağır almak): İsteksiz, gönülsüz davranmak. (İsteksizlik).

AĞIR GELMEK: 1) işin zor gelmesi, 2) Onuruna dokunmak (kendi).

AĞIR SÖZ: Kişiyi üzen, onurunu kıran, onu inciten söz. (Hakaret).

AĞIRLIK BASMAK: Gevşeklik ve uyuşukluk içinde kalmak

AĞIZ ARAMAK: Öğrenmek istediğini bir bahane uydurarak sormak,

AĞIZ (söz) BİRLİĞİ ETMEK: Birkaç kişi, ayni sözü söylemeyi ya da aynı davranışta bulunmayı kararlaştırmak anlaşma).

AĞZINDAN BAL AKMAK: Çok güzel, etkili, tatlı konuşmak (konuşkanlık).

AĞZINDAN (dilinden) DÜŞÜRMEMEK: Hep ondan söz etmek (aşırı ilgi).

AĞZINDAN GİRİP BURNUNDAN ÇIKMAK: Her yola başvurarak bir kimseyi razı etmek (inandırma gücü).

AĞZINDAN KAÇIRMAK: Söylenilmemesi gereken şeyi farkında olmadan söyleyivermek (özensizlik).

AĞZINDAN LAF ALMAK: Bir kimseyi, sır saydığı şey üzerinde konuşturarak bilgi edinmek (kurnazca konuşturma).

AĞZINI AÇIP GÖZÜNÜ YUMMAK: Kızgınlıkla ağzına geleni söylemek (öfke).

AĞZINI ARAMAK (yoklamak): Birini, belli bir konu Üzerinde konuşturarak düşüncesini öğrenmeye çalışmak (bir tür soruşturma).

AĞZINI BIÇAK AÇMAMAK: Çok üzülmek (aşırı üzüntü)

AĞZINI HAVAYA (poyraza) AÇMAK: Elindeki fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere bir şeyler ummak (fırsatları değerlendirememe).

AĞZINI KAPAMAK (birinin): Çıkarı için bir kimseyi susturmak (çıkarcılık).

AĞZININ İÇİNE BAKMAK: Birinin konuşmasını zevk ve özenle dinleyerek onlara uymak (güzel konuşmanın etkisi).

AĞZININ İÇİNE BAKTIRMAK: Dinleyenleri, kendi sözlerine içtenlikle inandırmak (güzel ve etkili konuşma).

AĞZININ KOKUSUNU ÇEKMEK (birinin): Birinin kötü davranışlarına katlanmak (isteksiz olarak katlanma).

AĞZININ PAYINI VERMEK: Sert sözlerle paylayıp haddini bildirmek (azarlama).

AĞZININ SUYU AKMAK: Aşın beğeni, imrenmek (hayranlık).

AĞZININ TADI KAÇMAK: Dirlik düzenliği bozulmak (huzursuzluk).

AĞZININ TADINI BİLMEK: 1) Lezzetli yemekleri seçip yemek, 2) Keyfine düşkün olmak (ehlikeyif olma).

AĞZI SÜT KOKMAK: Çocuksu olmak. Çok genç ve acemi olmak (toyluk).

AĞZI VAR DİLİ YOK: Kendi halinde, çok az konuşur, sessiz (içine kapanık olma).

AĞZIYLA KUŞ TUTSA: Ne yapsa boşuna (olanaksızlık). AH ALMAK: Zulüm ve haksızlık ettiği ‘kişinin ilencine uğramak (Nefretle anılma).

AHI TUTMAK (birini bir kimsenin): Zulüm görenin ilenci zulüm yapana işlemek,

AHI YERDE KALMAMAK: Zulüm görenin llenci yerini bulmak (eden bulur).

AHKAM ÇIKARMAK: Bir sorun üzerinde, kötü olasılıkları ileri sürerek bir yargıya varmak.

AHMAK ISLATAN: Çisenti halinde sürekli yağmur.

AHRET KARDEŞ: Birbirlerine içtenlikle bağlı, bu bağlılıklarını ahrette de sürdüreceklerine inanan kadınlar.

AHRETTE ON PARMAĞI YAKASINDA OLMAK: Bu dünyada görevini yapmadığı için, kendisinden öbür dünyada hesap sormak.

AKAN SULAR DURMAK: Karşı gelinecek hiçbir yanı bulunmamak. İtirazsız kabul edilir olmak (kesinlikle doğru olma).

AKIL ALMAMAK: Bir şeyin olabileceğini sanmamak, (olasılık dışı).

AKIL DEFTERİ: Yapılması gerekli işlerin unutulmaması için kısaca not edildikleri defter.

AKIL ETMEK: 1) Akla uygun bir iş yapmak, 2) Herhangi bir konuda bir önlem düşünmek (akla uygunluk ve önlem alma).

AKIL HOCASI: Akıl veren, yol gösteren (kimse) (öğretme).

AKIL KUMKUMASI (kutusu): Çok akıllı.

AKILLARA DURGUNLUK VERMEK: Akil dişi, şaşırtıcı olmak.

AKILLI USLU: Akli başı yerinde, dengesiz davranışları bulunmayan (dengeli olma).

AKIL SIR ERMEMEK: Bir şeyin gizli yönlerini öğrenememek, bilememek (çözümlenemeyen sır).

AKIL TERELELLI (bir kişide): Tutarsız, akılsız, dengesiz davranışlarda bulunan (tutarsızlık).

AKINTIYA KÜREK ÇEKMEK: Yolunda giden bir işi tersine çevirmek için boşuna çaba harcamak (boş uğraşı).

AKLA KARAYI SEÇMEK: Bir işi sonuçlandırmak için çok yorulmak, uğraşmak, sıkıntı çekmek (yorgunluk, sıkıntı).

AKLI BAŞINDAN GİTMEK: 1) Kendini kaybetmek, 2) Aşırı sevinç ve korku yüzünden çok telaşlanmak ve şaşırmak (sevinç ve korku telaşı).

AKLI BAŞINDA OLMAMAK: 1) Kendinden geçmiş olmak, 2) Çok yorgun olduğundan kafası iyi işlememek, düşünemez olmak, 3) Dalgın ve telaşlı olmak (aklın çalışamaz olması).

AKLI ÇIKMAK: Üzücü bir sonuçla karşılaşacak diye çok korkmak, çılgına dönmek (vesveseli olma). (*) Kumkuma: (Arapça) yuvarlak testi.

AKLI DURMAK: Çözümlenmesi güç durumlar karşısında şaşırıp düşünemez olmak (düşünce yeteneğinin zayıflaması).

AKLI ESMEK: Bir şeyin çözümlenebileceğine inanmak (olasılık bulunma).

AKLINA ESMEK: Önceden üzerinde durmadığı bir konuya birdenbire dönmek (aklına estiği gibi davranma).

AKLINA GELEN BAŞINA GELMEK: Korktuğu kötülüğe uğramak (beklenen kötülük).

AKLINA KOYMAK (kendi, ya da başkasının): 1) Kesin karar vermek, 2) Düşüncesini başkasına aşılamak, (Yapmada kesin kararlı olma).

AKLINDAN ZORU OLMAK: Dengesizce ve akılsızca davranmak (akıl dışı davranış).

AKLINI ALMAK: Güzelliğin aşırı etkisinde kalmak, büyülenmek (güzelliğin gücü).

AKLINI BAŞINA ALMAK (toplamak, devşirmek): Dengesiz ve akılsızca tutumunu bırakıp tutarlı ve dengeli olmaya başlamak.

AKLINI BAŞINDAN ALMAK (bir şey, birinin): Şaşkın, ne yaptığını bilmez duruma getirmek (şaşkınlık).

AKLINI BOZMAK (bir şeyle): Tüm düşüncesini bir şey üzerinde yoğunlaştırmak, ondan başka şey düşünemez olmak (saplantı).

AKLINI ÇALMAK (aklını çelmek, zihnini çelmek): Düşüncesini etkileyerek kendine inandırmak (düşünceyi yönlendirme).

AK PAK: 1) Çok temiz, 2) Saçı sakalı bembeyaz olmuş, 3) Teni beyaz ve alımlı olan.

AKŞAMDAN KAVUR, SABAHA SAVUR: Kazancını günü gününe yiyen, geleceğini düşünmeyen insanın durumu için söylenir (ileriyi düşünmemek).

AKŞAMA SABAHA: En kısa sürede.

ALACAĞINA ŞAHİN, VERECEĞİNE KARGA: Alacağında hırslı, vereceğinde kayıtsız (alıcı olmanın gücü).

ALACAĞI OLSUN: Bana yaptığının cezasını bir gün veririm.

AL AŞAĞI ETMEK: 1) Yüksek görevdeki birini işinden ayırmak, 2) Devirmek (bir şeyi).

ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK: Kendini değerinden az gösterme inceliği (değeri artıran davranış).

ALI AL, MORU MOR: 1) Koşmaktan nefes nefese kalmış, 2) Korku ve telâştan yüzü kızarmış ve morarmış.

ALICI GÖZÜYLE BAKMAK: Özenle, alacakmış gibi inceden inceye bakmak (titizce inceleme).

ALIP VERMEK: 1) Heyecandan yürek çarpıntısı geçirmek, 2) Bir konu üzerinde kendi kendine şöyle olsun böyle olsun deyip düşünmek (kararsızlık ve telaş).

ALİCENGİZ OYUNU: Hainliğini kurnazca sergileyen düzen (ustaca yapılan kötülük).

ALI KIRAN BAŞKESEN: Her istediğini zorla yaptıran zorba (zorbalık).

ALİ’NİN KÜL HINI VELİ’YE, VELİ’NİN KUL HINI ALİYE GİYDİRMEK: Sermayesi olmadığı halde başkalarının parasını kullanarak işini yürütüp kazanç sağlamak (taşıma su ile değirmeni döndürmeyi becermek).

ALLAH ADAMI: Vaktini daha çok ibadetle geçiren, kötülük ve hileden uzak yaşayan, Tanrı’yı hoşnut edecek davranışta bulunan (dini bütün olma).

ALLAH ALLAH: Şaşkınlığı anlatır.

ALLAH ARATMASIN: Daha iyinin yanında az iyinin işe yarar olması,

ALLAH AŞKINA: 1) Allah’ını seversen, 2) Sahi mi? deme?

Bakabilirsin:  C Harfi ile Başlayan Deyimler ve Anlamları

ALLAH VERSİN: 1) Sadaka veremeyeceğim. Ellerini havaya aç. (Dilenciye söylenir.) 2) İşinin yolunda gittiğine ben de memnunum.

ALLAH YARATTI DEMEMEK: Öldüresiye dövmek.

ALLAH (YÜRÜ YA KULUM) DEMİŞ: 1) İş hayatında birdenbire yükseldi, çok kazandı. 2) Giriştiği her işte kazançlı çıktı. (çalışkanlık ve zenginlik).

ALLEM (etmek) KALLEM ETMEK: İşini istediği biçimde sonuçlandırmak için her çareye ve kurnazlığa başvurmak (işini bilir olmak).

ALNI AÇIK, YÜZÜ AK: İçi temiz, dürüst, utanılacak bir davranışı bulunmayan (kimse) (iç temizliği).

ALNINI KARIŞLARIM (Bu işi yapanım): Çok güç bir işin başarılamayacağını anlatmak için kullanılır.

ALNININ AKIYLA: Hileye sapmadan, dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla başarılı olarak (çalışkanlık ve dürüstlük.

ALNININ DAMARI ÇATLAMAK: 1) Başarılı olabilmek

için çok çalışmak, sıkıntı çekmek. 2) Utanılacak durumda olduğu halde buna aldırmamak.

AL TAKKE VER KÜLAH: 1) Senli benli dost olarak, 2) Uzun süre çekişerek.

ALTI KAVAL, USTU ŞİŞHANE: Çelişki içinde bulunma (uyumsuzluk).

ALTIN BABASI: Çok parası, altını olan (zenginlik).

ALTIN BİLEZİK: Değerli, para getiren iş, meslek.

ALTINDA KALMAMAK: Yapılan iyiliğe iyilikle karşılık vermek, (şükran borcunu ödeme).

ALTINDAN ÇAPANOĞLU ÇIKMAK: Bir işte sakıncalı bir durumla karşılaşmak.

ALTINDAN GİRİP ÜSTÜNDEN ÇIKMAK: 1) Malini, parasını har vurup harman savurmak, cömertçe harcamak, 2) Birisini, gelişigüzel söz ve davranışlarla şaşırtmak.

ALTINDAN KALKMAK: İş ne denli zor olursa olsun başarılı olmak (her zorluğu yenebilme).

ALTINI ÇİZMEK (sözün): Bir sözün, düşüncenin üzerine dikkati çekmek (özenli davranış).

ALTINI ÜSTÜNE GETİRMEK: 1) Söz ve davranışıyla çevrede karışıklık çıkarmak, 2) Aradığını bulabilmek için karıştırmadık yer bırakmamak.

ALTMIŞ ALTIYA BAĞLAMAK: 1) Geçici bir çözüm yolu bulmak, 2) Bir yolunu bularak amaca ulaşmış görünmek (amaca ulaşma).

ALTTA KALANIN CANI ÇIKSIN: Kim ezilirse ezilsin, sen kendini kurtarmaya bak (bencillik).

ALTTAN (aşağıdan) ALMAK: Sert ve kırıcı sözler söyleyen birine karşı yumuşak ve sakin davranmak (olgunluk).

ALTTAN GÜREŞMEK: Gizli yollar deneyerek yenmeye çalışmak.

ALT YANI ÇIKMAZ SOKAK: Sonuç alınamayacak durum (umutsuzluk).

AMANA GELMEK: Yenildiğini kabullenmek.

AMAN DEDİRTMEK: Direncini kırmak, baş eğdirmek

(güçlülük).

AMANI KESİLMEK: 1) Direnci tükenmek (yetersizlik) 2) Yardım isteyecek kimse bulamamak (çaresizlik).

AMANSIZ TARAFTAN YAKALANMAK: En zayıf yanın bulup saldırmak. (Başarıda dikkat edilecek nokta).

AMAN VERMEMEK: Birini eli kolu bağlı durumda bırakacak biçimde iyice hırpalamak (güçsüz bırakma).

ANAN YAHŞİ, BABAN YAHŞİ DEMEK: işini yaptırmak için birine yağcılık yapmak (dalkavukluk).

ANASI AĞLAMAK: Çok sıkıntı ve eziyet çekmek.

ANASINDAN DOĞDUĞUNA PİŞMAN: 1) Çok ağır davranan, tembel, 2) Yaşama sevgisi yitmiş, canından bezmiş (bezginlik).

ANASINDAN DOĞDUĞUNA PİŞMAN ETMEK: (Birine) Çok eziyet ve sıkıntı çektirerek canından bezdirmek (işkence).

ANASINDAN EMDİĞİ SÜT BURNUNDAN GELMEK: İşi yaparken çok yorulmak, sıkıntı çekmek (çile çekmek).

ANASININ GÖZÜ (malın gözü): Dalavereci, düzenbaz, hileci, kurnazlığını kötüye kullanan.

ANASININ NİKAHINI İSTEMEK: Satılık malı için değerinden çok para istemek (açgözlülük).

ANCA BERABER, KANCA BERABER: İyi işte de kötü işte de birlikte.

ANLADIMSA ARAP OLAYIM: Hiçbir şey anlamadım (anlaşılmazlık).

ARA BOZMAK: İki kişi arasındaki dostluğu yıkmaya çalışmak.

ARA BULMAK: Anlaşmazlık içinde bulunan tarafları uzlaştırmak (uzlaştırma).

ARALARI AÇILMAK (bozulmak): Arkadaşlıkları sona ermek, darılmak (bozuşma).

ARALARINDAN SU SIZMAMAK: Birbirlerine içtenlikle bağlı kalmak, çok yakın ve sıkı pıkı olmak (gerçek dostluk).

ARAP SAÇINA DÖNMEK (iş, işler): Çözümlenmesi güç bir hal almak (karmaşıklık).

ARAYA GİTMEK: 1) işe yaramaz duruma gelmek, 2) Bir iş, bir olay, daha önceki bir iş ya da olayın akışını geciktirmek.

ARAYA KOYMAK (birini): Bir işten sonuç alabilmek için sözü geçen birinin yardımını sağlamak (arabuluculuk).

ARAYI YAPMAK: 1) Dargınlığı sona erdirmek, 2) Dostlukları bozulmuş kimselerin barışmalarını sağlamak

AR DAMARI ÇATLAMIŞ: Hiç utanmayan,

ARİF OLAN ANLASIN: Her şey açıklıkla söylenmiştir. Anlayan anlar (anlayışlılık).

ARKA ARKAYA VERMEK: Birbirine yardım etmek ve destek olmak (dayanışma).

ARKA (sırt) ÇEVİRMEK: Önceden ilgi duyduğu biriyle artık ilgilenmemek, ona yabancı gibi davranmak (ilgisizlik).

ARKA ÇIKMAK: Başkalarına karşı, birini korumaya çalışmak (koruma).

ARKADAN SÖYLEMEK: Birini ardından çekiştirmek, dedikodusunu yapmak (dedikoduculuk).

ARKADAN VURMAK: Kendisinden kötülük gelmeyeceğine inanmış kişiye gizlice ve haince kötülük etmek (kalleşlik).

ARKA KAPIDAN ÇIKMAK: Okul ya da bir kurumdan hiçbir şey öğrenmeden ayrılmak (bilgisizlik).

ARKASI KESİLMEK: Süregelmekte olan bir şey, son bulmak.

ARKASINDA DOLAŞMAK (gezmek): Bir görüşme olanağı yakalamak için, bir kimsenin gittiği yerleri izlemek.

ARKASINI GETİRMEMEK: Bir işi yarıda bırakma, (Maymun iştahlılık).

ARKASINI SIĞAMAK (Sıvazlamak): Övgü ile karışık okşamak. (Sevgi ve değerbilirlik).

ARKASINI (birine) VERMEK: Çevrede tanınmış birinin koruyuculuğuna güvenmek, dayısı olmak,

ARKASI PEK: Sağlam ve güçlü bir şeye güvenen. (Güven).

ARKASI (sırtı) YERE GELMEMEK: 1) Sağlam ve sağlıklı durumunu sürdürmek, 2) Yenilgi yüzü görmemek (Sürekli başarılı olma).

ARMUDUN SAPI VAR, ÜZÜMÜN ÇÖPÜ VAR DEMEK: İnce eleyip sik dokumak, güç beğenir olmak.

ARMUT PİŞ, AĞZIMA DÜŞ: Emek harcamadan, her şey hazır olarak ayağıma gelsin. (Löpçülük, hazıra konma).

ARPACI KUMRUSU GİBİ DÜŞÜNMEK: Umutsuz ve çaresiz bir ortamda derin derin düşünmek. (Umutsuzca düşünme).

ARPALIK YAPMAK: Sömürmek için bir yeri sürekli gelir kaynağı haline getirmek. (çıkarcılık)

ART DÜŞÜNCE: Gizlenen düşünce. İçinden pazarlıklı kimselerin düşüncesi.

ASIP KESMEK: 1) Zorbaca bir yönetim kurmak. 2) Zorbalık edecekmiş gibi ileri geri konuşmak.

ASKIDA KALMAK (bir iş): Bir engel nedeniyle iş bitirilememek ve engelin ortadan kalkmasını bekler duruma gelmek.

ASKIYA ALMAK: 1) Bir yapıyı dikmelerle boşlukta tutarak yıkılmaktan kurtarmak, 2) Geciktirmek.

ASKIYA ÇIKARMAK: Evlenecek çiftlerin durumunu bildiren yazılı belgenin herkesin görebileceği bir yerde bir süre asılı kalmasını sağlamak,

ASLAN PAYI: 1) Bir Üleştirmede en büyük pay, 2) Herhangi bir ortaklıkta en büyük ortağın aldığı pay. (Güçlünün ve zenginin payı).

ASLAN YÜREKLİ: Korkusuz yiğit. (Eskiden din büyüklerine aylık yerine gösterilen gelir kaynağı.)

ASLI ASTARI (faslı) OLMAMAK: Gerçekten uzak olmak, hiçbir gerçeğe dayanmamak. (Hayal ürünü).

ASTARI YÜZÜNDEN PAHALI OLMAK: Bir işin yan harcamaları asıl harcamadan fazla olmak.

ASTIĞI ASTIK, KESTİĞİ KESTİK: Her istediğini sorumsuzca yapan.

AŞAĞI KALIR YERİ OLMAMAK (bir şeyden, birinden): Eşit nitelikte. (Eşitlik).

AŞAĞI KURTARMAZ: 1) Sermayesine satış, 2) Kendine lâyık olan bir durum ve yaşayış ister.

AŞAĞI YUKARI: Yaklaşık olarak, tama yakın.

ATEŞ ALMAK: 1) Kendi kendine yanmak, 2) Silah birdenbire patlamak, 3) Kızmak, telaşlanmak.

ATEŞ BACAYI SARMAK: Tehlike giderek büyümek.

ATEŞ BASMAK: Sıkıntı, heyecan, utangaçlık nedeniyle yüzde, vücutta sıcaklık artmak. (Bunalım belirtisi).

ATEŞE TUTMAK: 1) Ateşe yaklaştırarak ışıtmak. 2) Bir yere mermi yağdırmak.

ATEŞE VERMEK: Yangın yerine çevirmek.

ATEŞ KESİLMEK: 1) Ateşli silahlarla yapılan mermi atışlarına son verilmek. 2) Bütün kızgınlığı üstünde olmak.

ATEŞLE OYNAMAK: Tehlikeli sonuçlar doğuracak bir işin üstüne gitmek.

ATEŞ PAHASINA: Çok pahalı.

ATES PÜSKÜRMEK: Kızarak çok ağır sözler söylemek.

ATEŞTEN GÖMLEK: Tehlikenin, sıkıntının insana sürekli acı vermesi, dayanılamayacak kadar acılı durum

ATI ALAN ÜSKÜDAR’I GEÇMEK: Fırsatı kaçırmak. (F1satçılık).

ATIN YUGRÜKSE BIN DE KAÇ: Elinde olanak varsa savuşmaya bak. (Olanakları iyi değerlendirme).

ATSAN ATILMAZ, SATSAN SATILMAZ: 1) Ne çok değerli ne çok değersiz. 2) Et tırnaktan ayrılmayacağı gibi hısımlık ve dostluktan kopma olanağı olmamak.

AVUCUNUN İÇİNE ALMAK: Biri üzerinde etki ve baskısını sürdürmek. (Etki gücü).

AVUCUNU YALAMAK: Umduğunu elde edememek. (Ümitleri boşa çıkmak).

AVUÇ AÇMAK: 1) Dilenmek, 2) Başkasından para isteyecek duruma düşmek. (Yoksulluk).

AYAĞA KALKMAK: 1) Saygı gereği oturur durumdan ayak üzeri durumuna geçmek. 2) Yürüyemez durumdaki hasta iyileşip dolaşmaya başlamak. (Sağlığa kavuşma).

AYAĞI (ayakları) (birbirine) DOLAŞMAK): Heyecandan, korkudan, telâştan yürümeyi şaşırmak. (Aşırı duyarlığın davranışlara etkisi).

AYAĞI İLE GELMEK: 1) Çaba harcamadan elde edilmek. 2) Bir yere kendi isteğiyle gelmek.

AYAĞINA BAĞ OLMAK (biri, bir durum): Bulunduğu yerden ya da işten ayrılmasına engel olmak. (Engelleme).

AYAĞINA DOLAŞMAK (dolanmak): 1) Yaptığı kötülüğün karşılığını görmek (Eden bulur), 2) Birinin işine engel olmak. (Engelleme)

AYAĞINA KAPANMAK: Küçülerek, onurunu ayaklar altına alarak yalvarmak. (Küçük düşme).

AYAĞINA (Ayaklarına) KARA SU İNMEK: Uzun süre ayakta beklemekten aşırı derecede yorulmak.

AYAĞINI DENK ALMAK: Başkalarından gelebilecek kötülüklere karşı uyanık ve tetikte bulunmak. (Uyanıklık).

AYAĞINI KAYDIRMAK (Ayağının altına karpuz kâbusu koymak): Birini, bir düzen kurarak İşinden uzaklaştırmak. (Düzen bazlık).

AYAĞINI KESMEK (Bir yerden): 1) Önceden gittiği yere gitmez olmak. 2) Başkasının bir yere uğramasını engellemek.

AYAĞININ ALTINA ALMAK: 1) Ayaklarıyla vurarak dövmek, 2) Yararlı bir şeye önem vermeyip tepmek. (Değerlendirme noksanlığı).

AYAĞINI SÜRÜMEK: 1) Bir yerden uzaklaşacağını belli etmek, 2) Ölümün eşiğinde olmak, 3) Bir yerden ağır ağır, isteksiz ayrılmaya çalışmak, 4) Gelenin ardından başkalarının da geleceğine inanmak.

AYAĞINI YORGANINA GÖRE UZATMAK: Gider ve gelirini dengeli kullanmak.

AYAĞI (ayakları) SUYA ERMEK (değmek): Gerçeğin kendi istediği gibi olmadığını anlayarak hayal kırıklığına uğramak. (Hayal kırıklığı)

AYAĞI UĞURLU: Bir yere hayır, iyilik getirdiğine inanılan. (Uğur).

AYAĞIYLA TUZAĞA DÜŞMEK: Kendi sattığı ya da işe gerekli önemi vermediği için tehlikeli durumdan zarar görmek. (Saflık ve önem vermeme)

AYAK DİREMEK: Tutum ve davranışında ısrar etmek.

AYAKLAR ALTINA ALMAK: Önemli bir şeyi, durumu çok küçümsemek.

AYAKLARI GERİ GERİ GİTMEK: Bir yere gönülsüz ve isteksiz gitmek. (İsteksizlik)

AYAKLI KÜTÜPHANE: Ansiklopedik bilgisi çok, her soruyu cevaplandırabilen.

AYAKTA KALMAK: 1) Direncini sonuna dek sürdürebilmek. 2) Oturacak yer bulamamak,

AYAK TAKIMI: Toplum içinde bilgi, görgü ve davranış bakımından aşağı düzeyde olanlar.

AYAKTA TUTMAK: Var olanı korumak.

AYASOFYA’DA DİLENİP SULTANAHMET’TE SADAKA VERMEK: Başkalarından yardım gördüğü halde gösteriş olsun diye elindekileri dağıtmak. (Gösteriş yardımı)

AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI: Arap saçına dönen bu işin içinden çıkabilirsen çık. (Karmaşık)

AYRANI KABARMAK: 1) Kızmak. 2) Aşırı cinsel istek duymak.

AYVAZ KASAP HEP BİR HESAP: Hangi yol denenirse denensin sonuç değişmez. (Değişmezlik)

AZA ÇOĞA BAKMAMAK: Eline geçenle yetinmek. (Kanaatkârlık)

AZİZLİK ETMEK: Şaka ile aldatmak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir